Denizli Psikiyatri Ruh Sağlığı Hizmetleri Denizli'de Psikiyatrist ve Psikolog Denizli Psikiyatri Ruh Sağlığı Hizmetleri | Denizli Psikiyatri & Psikolog

Denizli Psikiyatri Ruh Sağlığı Hizmetleri

Denizli Psikiyatri & Psikolog

Disleksi nedir?

clock Nisan 2, 2010 15:49 by author Ahmet ÖZ

 

Kişinin zekasının normal ya da normalin üstünde olmasına rağmen, yaşı, zekası ve verilen eğitim düzeyine göre beklenen düzeyde öğrenememesi “Özel Öğrenme Güçlüğü” olarak tanımlanır. Öğrenme güçlüğü okuma, yazma ve matematik alanlarından biri yada birkaçında görülebilir.

Özel Öğrenme Güçlüğü olan  çocuklar; yaşıtlarına göre okumakta zorlanan yavaş okuyan, yazısı bozuk ya da matematikte zorlanan, okumayı yazmayı ve ders çalışmayı sevmeyen çocuklardır.

Özel Öğrenme Güçlüğü doğumdan itibaren var olan, zihnin gelişimiyle ilgili bir sorundur. Az okumayla ya da matematiği sevmemekle oluşmaz. Aksine okumada güçlük yaşadığı için kişi okumaktan kaçınır.

Özel Öğrenme Güçlüğü olan çocuklar klasik öğrenme yollarıyla değil kendilerine özgü yollarla öğrenirler. Bu nedenle okulda verilen standart öğretim yöntemleriyle öğrenebilmeleri yaşıtlarına göre daha uzun süre alır. Böylece bu çocuklar okulda, “zeki olmalarına rağmen öğrenemeyen çocuklar” olarak bilinirler.

Öğrenme sorunu olan bir çocuğa Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı konabilmesinin ilk şartı, çocuğun zekasının normal ya da normalin üstünde olmasıdır. Zeka geriliği olan çocukların yaşadığı öğrenme sorunları Özel Öğrenme Güçlüğü değildir. Bu nedenle bu öğrenciler aynı bakış açısıyla değerlendirilmemelidirler



TPD Denizli Şubesi Etkinliği Mart 2010

clock Mart 28, 2010 15:11 by author Ahmet ÖZ

 

 

 

 

 

Türkiye PsikiyatriDerneği Denizli Şubesi

 

29Mart 2010

 

 

 

 

Türkiye Psikiyatri Derneği DenizliŞubesinin organize ettiği toplantı 28.3.2010 Pazar günü AnemonOtel Toplantı Salonunda yapıldı.

 

Toplantıda Psikiyatrist Dr. GaziAlataş “Toplum Tabanlı Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Ulusal EylemPlanı”nı anlattı. Eylem Planında Denizli'de 200 yataklı RuhSağlığı Hastanesi ve Yüksek Güvenlikli Psikiyatri Kliniği'ninbulunduğunu açıkladı. Ayrıca açılacak Toplum Ruh SağlığıMerkezleri ile hastaların tedavi dışında rehabilitasyon, çalışmaolanaklarının sağlanması ve yaşam kalitelerinin arttırılacağınısöyledi. Dr. Gazi Alataş halen Bakırköy Ruh ve Sinir HastalıklarıHastanesi'nde Başhekim Yardımcılığı ve ayrıca SağlıkBakanlığı'na Ruh Sağlığı planlamasında danışmanlıkyapmaktadır.

 

 

Denizli il Sağlık Müdür YardımcısıDr. Metin Bozkır konuşmasında Denizli İlinde 2006 yılından beriuygulanmakta olan “Evde Bakım Hizmetleri”i ve bu hizmetlerdegelinen durumu anlattı. Evde Bakım hizmetleri bu nitelikte sadeceDenizli'de uygulanmakta, Türkiye çapında uygulama planı içinilimiz örnek oluşturmakta olduğunu söyledi. Denizli Valiliğiöncülüğünde yapılan özürlü veritabanı ve ulaşılanözürlülere verilen hizmetleri anlattı. Derneğimiz (TPD DenizliŞube) ile planlanan ve Kronik hastaların Aile Hekimliği-ToplumSağlığı Merkezleri-Hastane işbirliği içerisinde takibiprojesini anlattı.

 

Ayrıca toplantıda bir araya gelenPAUTF psikiyatri öğretim üyeleri, Denizli Devlet HastanesiPsikiyatri uzmanları görüş ve bilgi paylaşımında bulundu. Ruhsağlığı hizmetlerinin hastane merkezinden toplumsal merkezeyayılması ve bu alanda uygulanması planlananlar gerekpsikiyatristler gerekse hastalar ve aileleri açısından oldukçaumut verici gelişmeler olarak değerlendirildi. Ülkemizde planlanan“Toplum Tabanlı Ruh Sağlığı Hizmetleri” açısından Denizliilinde önemli bir birikim olduğu ve uygulamaya geçecek ilkillerden olacağı konusunda fikirbirliğine varıldı.

 

 

Denizli Psikiyatri Derneği YönetimKurulu adına

 

 

 

Dr.A. Cem ŞENGÜL         Dr.Ahmet ÖZ

2.Başkan Genel Sekreter



madde Kullanımının Tarihsel Gelişimi

clock Ocak 27, 2010 15:58 by author Ahmet ÖZ

MaddeKullanımının Tarihsel Gelişimi

madde kullanımının tarihsel gelişimi.pdf (2,95 mb) 

 

Sunumumdaağırlıklı olarak afyon ve esrar kullanımının tarihselgelişimini ele almayı uygun buldum. Çünkü her ikisi de tarihboyunca kullanılagelmiş ve ülkemizde halen önemli orandakullanılmaktadır. Ayrıca afyon hem etkinliği, hem güçlübağımlılık oluşturma potansiyeli, halen kullanılması ve tarihboyunca kullanılmış olması nedeniyle model olarakgösterilebilecek bir maddedir.

 

 

 

Afyon

Önceafyon ve esrarın tanımına değinmek istiyorum.

 

 

 

Afyonbitkisine haşhaş denmektedir ve papaver seminiferum adıyla bilinengelincik türünden bir bitkidir. İdeal toprağı kumlu kildir.Ilıman iklim, yumuşak hava ve düşük oranda nem yetişmesi içinelverişli koşullardır. İçerdiği alkoloid oranı, yetişmesisırasında aldığı güneş miktarı ve havadaki nemdenetkilenmektedir. Bu nedenlerle ülkemizin de içinde olduğu iklimkuşağında yetişen afyonda yüksek oranda alkoloid bulunmaktadır.

Topluiğne başı büyüklüğündeki tohumları sonbaharda ekilmektedir.Filizlendiğinde marul ve dereotunu andıran görünümdedir.Alkoloid üretmeye başlamadan önce yeşillik olarak yenmektedir.Alkoloid yoğun olarak bitkinin çiçek sonrası oluşan kapsülündeoluşur.

 

 

 

 

Gelenekselyöntemle işlendiğinde; kapsül yüzeysel olarak çizilir, sütsüöz suyu kapsülün dışında birikir, suyu bir miktar buharlaşırve alkoloid yoğunlaşır. Oluşan afyon sakızıdır ve her güntoplanır. Ham afyon sakızı normal koşullarda yıllarca bozulmadansaklanabilir. Bu özelliği ticari değerini arttırmaktadır.Kullanılmadan önce biraz daha saflaştırılmak ve yabancımaddelerden ayıklamak için, önce kaynatılır ve üstte kalan sıvıatılır. Kalan kısım biraz kavrulur. Bu haliyle afyon kullanımahazırdır.

 

 

 

Gelenekselyöntemler ile yasal haşhaş tarımı 1996 yılı itibariyle sadeceHindistan’da yapılmaktadır. İllegal tarımında ise sıklıklakullanılan yöntemdir. Çünkü afyon sakızının taşınmasıkolaydır.

 

Haşhaşyağ çıkartılır. Yağı yemeklik olarak kullanıldığı gibi,sabun ve boya sanayisinde de kullanılır. Kalan posası hayvan yemiolarak kullanılır ve sütteki yağ oranını arttırdığı içinAfyonkarahisar kaymağının bu denli meşhur olduğu söylenmektedir.Ayrıca tohumlar çörek yapımı ve ekmeklerin süslenmesinde dekullanılmaktadır.

 

Afyonsakızı tedavide şurup, damla, hap, fitil ve merhemler yapılarakkullanılmıştır.

 

 

 

Esrar

 

Esrarbitkisi cannabis sativa indica ya da hint keneviri ismiyle bilinir.Aktif madde içeren reçine bitkinin dişisinde yoğundur.Yaprakların altındaki kanalcıklarda küçük tanecikler olarakbulunur.

 

 

 

 

 

*Resimdegörüldüğü gibi yapraklar arasında bir cisim dolaştırılırsareçine cisme yapışır ve bu biçimde reçine toplanabilir.

 

Kuruyanyapraklar sigara gibi sarılarak içilebilir. Ya da yapraklarkurutulup ezildikten sonra ısıtılarak sertleştirilip plakalarhalinde kesilerek pazarlanabilir.

 

Eldeedilen toz ve reçineden haplar, merhemler yapılabilir veya tütüniçine karıştırılıp içilebilir.

 

 

*Resimdeesrara verilen isimler görülmektedir. İsimlerin çeşitliliğikullanımın yaygınlığı hakkında fikir edinmemize yardımcıolabilir.

 

 

 

 

B

 

İnsanlartarih öncesi çağlarda çevrelerinde bulunan bitkilerin ruhsaldurum üzerine etkili olduğunu anlamaya başlamışlardı.Sanıldığına göre bu tür maddelerin insan ve toplum hayatınailk girişi ilkel dinlerdeki ayinlerle başlar. Bu toplumlardahekimlik, tedavi, büyü-sihir arasında fark yoktu. Hasatlık dadoğaüstü güçlere bağlandığı için, bu maddelerden tedaviamacıyla faydalanılmıştı.

 

M.Ö.4000yıllarında Sümerlilerin haşhaş ve kenevir yetiştirdiklerine vebu maddeleri tedavide kullandıklarına dair kanıtlar vardır.Kazılarda afyon tarımını anlatan kabartmalar bulunmuştur. Yinebuna yakın zamana ait, İsviçre’deki kazılarda afyonkapsüllerine rastlanmıştır ancak bu türlerin alkoloid üretmeyentürlere ait olduğu sanılmaktadır. Kabul gören düşünce afyonunçıkış yerinin batı Anadolu olduğu yönündedir ve en az beşbin yıldır üretilip kullanılmaktadır.

 

 

osırada Zeus Helen’e bir şeyler tasarladı

birilaç attı ki şaraba,

yası,öfkeyi dindiren bir ilaçtı.

katıldığısağraktan şarap içen

gözyaşıdökmezdi bütün gün

gnası,babası ölmüş olsa bile

yakardaşını ya sevgili oğlunu

gözününönünde tunçla kesseler

gözleriylegörse nasıl can verdiklerini

birdamla göz yaşı dökmezdi gene de”

 

Homeros(M.Ö.830–750)

 

 

 

Homeros,Odysseia’nın dördüncü bölümünde anlatmakta ve ilacınMısır’dan geldiğini belirtmektedir.

 

M.Ö.9.yüzyılda Mısır’daki Karnak Tapınakları, hekimliğin gizemlibir sanat haline geldiği yerlerdir. Tapınaklarda afyon çok önemlibir araç olmuştur. Bir rahibin mezar taşında şu dizeleryazılmıştır:

 

 

geceninve ölümün kapısındaki çiçek;

acıyıgiderirsin sen, ve de bilinci

düşlerisunarsın onun yerine

uykuyuve ölümü”

 

Bilinenen eski farmakoloji kitabı sayılan Ebers Papirüsünde şu tarifyazmaktadır:

 

haşhaşile bitkisinin tohumları duvardaki sinek pislikleriyle karıştırıla,iyice hamur edile, süzüle ve dört gün ardarda verile”

 

Diyerekçocukların huysuzluk ve ağlamalarına birebir olan ilaç tarifedilmiştir.

 

 

Antikçağda afyonla ilgili başka bir söylence de şöyledir:

 

Yeryüzününve bereketin tanrısı Demeter’in kızı çayırda arkadaşlarıylaoynarken birden bire yer yarılır. Cehennemin tanrısı Hades onututup yer altına kaçırır. Demeter şaşkın ve çaresizOlympos’dan iner ve her yerde kızını aramaya başlar. SonundaMekone’ye varır. Orada kırmızı, beyaz çiçekler görür.Çiçeklerin kapsülünden çıkan özsu acıdır, tıpkı Demeter’iniçindeki evlat acısı gibi. Bu öz suyu içer içmez her şeyiunutur. Büyük bir aldırmazlık içindedir artık. O unutuncabirdenbire yeryüzünü kış kaplar. Bitkiler ürün vermez olurlar.Bunun üzerine tanrılar toplanıp; Demeter’in kızının yılınüçte ikisini yer yüzünde, üçte birini de yeraltında, Hades’inyanında geçirmesine karar verirler. Böylece mevsimler oluşur.”

 

Mitolojideafyonun özgün bir tanrısal kişiliği de vardır. Mekos adındagüzel bir genç haşhaşın simgesidir. Bir lahitte Mekos ölümtanrısı Thantos ile birlikte görülmektedir. Bu kabartma afyonuntehlikelerine ilişkin bilgi sahibi olunduğunu düşündürmektedir.

 

Asklepionlarsayesinde afyon çağın aspirini gibi kullanılır hale geldi.Asklepiad rahipleri, başvuranların dertlerini ve iyileştirmeyollarını, onların düşlerinden yola çıkarak biliyorlardı. Budüşleri görebilmeleri için, kutsal törenler sonrasında,tapınağın kutsallığı içinde bir gece uyumak zorundaydılar. Buuykuya dalabilmeleri için verilen içki, beş kısım şarap, üçkısım bal ve bir kısım afyondan oluşuyordu.

 

Odönemde Meloslu Diagoros bu nesnenin durmadan aranmaya yol açanbaştan çıkarıcılığı bulunduğunu, gerçeklik duygusunu yokettiğini belirtip, bütün insanları bu nesneden uzak durmalarınıtavsiye eden ilk kişiydi. Öfkeyle ayaklanan halk tarafından kentkapısında parçalanarak öldürüldü.

 

Büyükİskender’in orduyla ulaştığı her yerde haşhaş yetiştirdiğiİskendernameler’de yazmaktadır. Kendisinin erken ölümüneşaraplı afyon tiryakiliğinin rolü olabileceği önesürülmektedir. Her savaştan önce korku duygusunu gideren bunesneden, her askerin dokuz topak tayın aldığı yazmaktadır.

 

CleopatraSezar ve Marcus Antonius’u yalnızca güzelliğiyle değil;“Cleopatra şarabı”diye bilinen özel bir içkiyle mest ettiği anlaşılıyor. Buiçkide afrodizyak etkili boru çiçeğinden başka yüzde otuz kadarafyon bulunmaktaydı.

 

Yunanve roma uygarlığı zehirler konusunda çok bilgiliydi. Ölümcezaları “baldıran” ile infaz edilmekteydi. Ancak önemlikişiler idam edileceğinde, baldıranın eziyetli ölümünükolaylaştırmak için afyon da verilmekteydi. Tarihin en önemlisiyasi suçlusu Sokrates M.Ö.399 yılında bu zehiri içti. Ölümsahnesinde hiç ağrı ve acı sahnesi görülmediği, tam tersinebir kayıtsızlığın ve rahatlığın egemen olduğu yazılmaktadır.

 

M.Ö.1.yüzyılda Pontos egemeni olan Mihridates zehir ve panzehirleuğraşmaktaydı. Kobay görevi gören binlerce köleden başka,bazen konuklarını da habersizce bu deneylerde kullanıyordu.Sonunda panzehiri buldu, içinde elliden fazla madde içeriyordu.Buna “Theirak”adını verdi. Tiryaki kelimesi buradan gelmektedir.

 

İmparatorNeron’un hekimi Andromachus, klasik Theirak’ı birazbasitleştirdi ve afyon oranını yüzde otuza çıkardı ve “TheirakAndromachi” adınıverdi. Neron bu ilaçtan günde çeyrek litre kadar içiyordu.

 

GalenTheiraktaki afyon oranını yüzde kırka çıkardı ve tarihteki engüçlü ağrı kesiciyi buldu. Kendisi de bu ilacın tutkunuydu.

 

Theirakdoğu ve batı tıbbında yüzyıllarca kullanılmış olan birdevadır. Hipokrat da afyonun tedavi edici olduğunu ancak dikkatlikullanılması gerektiğini belirtmiştir.

 

İzmir’liThedotos 750 yılında şu sözleri söylemiştir:

 

Yalnızcasefiller, serseriler ve hukuku olmayanlar afyona bağlanırlar. Onlarkendi aşağılık durumlarına karşı ilaç ararlar. Ama şereflive saygın vatandaşlar için, yalnız hastalık durumlarındakullanılan bir ilaçtır.”

 

Busözler afyonun keyif verici madde olarak da yaygın kullanıldığınıgöstermektedir.

 

 

Ortaçağda afyon ekim alanları Müslümanların eline geçmişti. Afyonkullanmak Müslümanları zengin edeceğinden afyon lanetlendi.

 

Ortaçağ Avrupası sağlık ve şifayı dua etmekte, perhizde, kutsalyerleri ziyaret etmekte arıyordu. Antik tıp kilisenin baskısındankaçıp yeraltına indi. Afyon da büyücülerin başlıca ilacıoldu. O yıllarda afyona verilen adlardan bazıları: “İzmirmacunu, ejderha kanı, uyku yağı, şeytan boku, cadı merhemi”dır. Günümüzde bazı falcı ve büyücüler arasında “şeytanboku” adıyla kötükalite afyon topakları kullanılmaktadır. O yıllarda büyücülükleuğraşanlar yakılıyordu. Bu davalar sonucunda Almanya’da 17 binkişi yakılmıştı.

 

Aydınlanmaçağında afyonu tedaviye sokan Paracelcus’tur. Afyon, banotu,şarap, ardıç tohumu ve karanfilden yaptığı ilacın formülünüölünceye dek sakladı. “Laudanum”adını verdiği ilacışarlatanca tanıttı ve kısa sürede Avrupa’nın en ünlü ilacıhaline geldi.

 

Sydenham,laudanum kullanımına bağlı ölümleri banotuna bağlayarakyeniden formüle etti ve “LaudanumSydenhamii” geliştirdi.

 

 

Sydenhamafyonun yoksunluğa yol açtığını fark etti. Ama bunu farklıyorumladı. Kendi sözleriyle şöyle demiştir:

 

“Sağlığımahiç zararı dokunmaksızın günde 20 gr kadar alabiliyorum. Çünkübu ilacı her gün düzenli olarak almaktayım. İlacın mükemmelşifa niteliğini, ilacı kesenlerin hemen hasta olmalarındananlamak mümkündür.”

 

 

 

C

 

 

AfyonSavaşları

 

Çinve Hindistan’da afyonun öyküsü, bu maddenin sömürgeciliktekullanılmasına iyi bir örnek oluşturur. Çin’de afyonun 200yıllık öyküsü, afyonun toplumları yok edebileceğine dair örnekoluşturmaktadır.

 

 

 

Çin’de7.yüzyıldan beri ilaç olarak bilinen afyon 17.yüzyılda tütüniçilmesinin yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazandı. 18.yüzyılbaşlarında Portekizliler Hindistan’da yetişen afyonu Çin’egötürüp satmaya başladılar. Çin imparatoru tehlikeyi sezdi ve1729’da afyon satışı ve içimini yasakladı. Hindistan’daegemenliğini kuran İngilizler bu ticaretin önemini kavradılar.“Doğu HindistanKumpanyası” adlı şirketbu ticaret hakkını satın aldı.

 

 

 

HongKong Kanton ve Yunnan ketleri bu ticaretin merkezi haline geldi.Kumpanya afyonu Çin’li korsan ve kaçakçılara satıyordu.Çinlilerin aldıkları önlemler yeterli olmuyordu. 1840 yılındaÇin polisi Kumpanyanın Kanton’daki depolarında ele geçirdiğiyirmi bin sandık afyonu imha etti. Bu miktar Çin’in altı aylıktüketimine eşitti.

 

 

 

 

 

 

 

1841yılında İngilizler Kanton’a saldırdı ve 1.Afyon savaşbaşlamış oldu. Üç yıl sonra imzalanan anlaşmanın maddeleriçok ağırdı. Çin adeta afyona teslim olmuştu. Bu anlaşmayla:

  • Hong Kong İngiltere’ye verildi.

  • Beş liman İngiliz ticaretine açıldı.

  • Çin 21 milyon dolar tazminat ödeyecekti.

 

Birkaçyıl sonra diğer ülkeler de bu imtiyazları aldılar.

 

Busavaştan sonra Çin’de gittikçe yoğunlaşan yabancı düşmanlığıbaşladı. Bu düşmanlık 1900 yılında halk ayaklanması ve Pekindiplomat mahallesindeki 66 diplomatın öldürülmesine nedenolacaktı.

 

1856 dapolis bir Çinli’ye ait fakat İngiliz bandırası taşıyan birgemiye el koydu ve 2.Afyon Savaşı başladı. Savaşa Fransızlar dakatıldı. Dört yıl sonra Pekin’in işgaline kadar sürdü.İngiliz ve Fransızlar ek imtiyazlar aldılar.

 

Hindistan’daüretilen afyonun %75’i Çin’de tüketiliyordu. Hong Kong afyonlimanı haline gelmişti. Afyon ”Divan”denilen dükkanlarda satılıyor ve kullanılıyordu. İç bölgelerÇinli kaçakçılar götürüyordu. Bazı bölgelerde erkek nüfusun%70’i afyon kullanıyordu. Talebin artmasıyla Çin’de afyonekimi yaygınlaştı ancak kalitesi düşük olduğundan Hintafyonuyla karıştırılıyordu. Tarım arazilerine afyon ekilmesiylebazı bölgelerde açlık tehlikesi başladığı yazılmıştır.

 

 

Çin’eyapılan ticaret ve afyon nedeniyle 200–500 milyon kadar insanınöldüğü tahmin edilmektedir. Hong Kong tarihe afyon devleti olarakgeçmiştir. Bu gün faaliyette olan birçok dev şirketin sermayesiafyon ticaretiyle kazanılmıştır.

 

 

1949’daMao’nun Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurmasıyla, tarihin en başarılıuyuşturucu mücadelesi başladı. Afyon bağımlıları idam edildi.Yeni bağımlıların oluşmasını engellemek için cezalararttırıldı.

 

 

 

Batı’daafyon, göç eden Çin’liler ve endüstrinin gelişmesiyleözellikle liman ve sanayi kentlerinde hızla yayıldı. Afyongalenik preparatları İngiltere’de 57, Almanya’da 200 çeşitmarkayla satılıyordu. En iyi müşterileri yeni oluşan emekçisınıfı idi. Çünkü pahalı alkole para yetiştiremiyorlardı veafyon tok tutuyordu. İşçiler kendileri işe gidince bebeklerisakin dursun diye afyon yutturuyorlardı. Bazı markalarınreklamlarında bebek bakıcısından kurtardığı yazılıydı. Budurumu İngiltere’deki bir alman şöyle anlatmaktadır:

 

“Buradayetişkin işçiler arasında afyon kullanımı her gün genişliyor.Eczanelerde en iyi satılan mal olarak görülüyor. Afyon alanbebekler küçük yaşlı insancıklara ya da daha doğrusu küçükmaymunlara dönüyor.”

 

 

Birçokfabrika iş günü sonunda işçilerine afyon hapları dağıtıyordu.Çocuklara hapların yarısı öneriliyordu. Ancak bu dozla bilebirçok bebek bir daha uyanmamak üzere uyuyordu. Bu nedenle 1825’tedaha düşük oranda afyon içeren Hoffman damlaları üretildi.1925’e kadar her evin baş ilacı olarak dolaplarda bulunmaktaydı.

 

 

1843’deİngiltere’nin bir sanayi bölgesinde yapılan incelemeye göre:2500 ailenin 1600’ü düzenli olarak afyon kullanıyordu. Çocukölümleri %60’ın üzerindeydi. İlacın birden kesilmesinde isesekiz çocuktan ancak biri hayatta kalabiliyordu.

 

Afyonişçi sınıfının kullandığı bir madde idi. Asiller alkol ileyetinirler, afyon içenler aşağılanırdı.

 

1803’teeczacı olan Serturver afyonu alkoloidlerine ayırdı ve morfinibuldu. Kendisi akademisyen olmadığı için morfini kabul ettirmesigüç oldu. Enjektör bulununcaya kadar morfin popüler olamadı.

 

Galendöneminden beri afyon kullananlarda “afyonaçlığı” ‘danbahsedilmekteydi. Açlık ise midede duyulan bir histi. Eğer birmadde mideye uğramadan vücuda verilirse açlık oluşturmaz, aynızamanda bağımlılık da geçirilir diye düşünülüyordu.20.yüzyıl başlarına bu görüş böyle devam etti. 1864 yılındaeczacı Charles Gabriel Pervaz ilk enjektörü yaptı. Bu fikir,elindeki filit pompasıyla tahtakurularını ilaçlayan hizmetçisiniseyrederken oluşmuştu. Bir hafta içerisinde altı afyon bağımlısımorfin ile tedavi edilmişti.

 

Morfinasıl şöhretine 1870 yılında Prusya-Fransa savaşında ulaştı.Yaralılar dışında, savaş morallerini yükseltmek amacıylasağlam askerlere de verilmişti. Savaş sırasında 3–6 ton kadarmorfin üretilmiştir. Amerikan iç savaşında da morfin benzerbiçimde kullanılmıştır.

 

1874yılında Dr.Lohr “garipbir morfin açlığı” veüç yıl sonra Dr.Fridler “düzenlimorfin kullanmakta olan beş olgu”‘yu yayınladı. Ama bu olgular alkolizmde olduğu gibi karakterzayıflığına bağlı istisna olgular olarak yorumlandı. 1879’daDr.Levinstain 110 bağımlılık olgusu yayınladı. Hayvandeneyleriyle bu savını destekledi. Ama tıp 1900’e kadar morfininbağımlılık yaptığını kabul etmedi. 1901’de Almanparlamentosu morfinin sadece eczanelerde satılmasında karar verdi.Yasaklanmamasının en önemli neden yürürlükte olan morfinvergisiydi. Morfin kullanıcıları orta ve üst sınıftaninsanlardı. Hanımlar haftanın belli günleri toplanıp morfiniğneleri alıyordu. Gözde mücevher firmaları, şık kutulariçinde, altın kaplama şırıngalar satıyordu.

 

 

1874’deİngiliz Wright morfine alternatif ilaç geliştirmeye çalışırkeneroinin buldu. Ancak yeni ilaç morfin ile aynı özelliklerigösterince bir tarafta bıraktı. 1897’de Dresser Bayerlaboratuarlarında aspirin üzerine çalışırken eroin bulundu. Bumadde ile morfin bağımlıları daha ilk iğneden itibaren tedaviediliyordu. Ayrıca morfinden daha etkiliydi. Kısa zamanda dünyadaen gözde ilaç oldu. Hatta reklama ihtiyacı olmadığındantanıtımından vazgeçildi. 1996 yılında sadece İngiltere’deilaç olarak kullanılmaktadır.

 

 

Eldeedilen bütün afyon alkoloidleri ve sentetik türevleri, eroin vemorfinde olduğu gibi bağımlılık yapmadığı, aksine bağımlılığıtedavi ettiği iddiasıyla pazarlandı.

 

İlaçendüstrisi1940’larda Barbitüratları, 1960’larda Mebromatı’1970’lerde Benzodiyazepinleri 1980’lerde ise Prozac’ı aynıyöntemlerle pazarlayacaktı.

 

 

Esrar

*4

 

Esrarınanavatanı doğudur. Doğu mitolojisinde kutsal bir bitki olarakgeçmektedir.

 

M.Ö.2737’de şifalı bitkilerin tanıtıldığı bir yazılı kayıtta;“Fakir insanın gökyüzü,günahlardan kurtaran, ilahi yol gösterici, hüzün ve elemleridindirici” olaraktanımlanmıştır.

 

M.Ö.6.yüzyılda İskit Türkleri, Sümerler ve Asurlular bu maddeyikullanmışlardı.

 

Antikçağda Dioskoridis ve Galen bitkinin tedavi edici özelliğinikullanmışlardı.

 

Esrarındünyaya tanıtılması 13.yüzyılda Marco Polo’nun Uzakdoğugezisinden sonra olmuştur.

 

Napolyon1799’da Mısır’a vardığında askerlerinin esrar kullandığınıgörmüş ve yasaklamıştır. Askerler Fransa’ya döndüğündeesrar Avrupa’ya girmiş oldu. Ama esrar asıl şöhretini 1840’dakazanmaya başladı. Bir gurup ressam, şair ve tiyatro oyuncusu veyazar, bir otelde toplanıp esrar ve afyon kullanmaya başladılar.Birçok sanat akımına öncülük eden bu sanatçılar,yazdıklarıyla esrarı tüm dünyaya tanıttılar. Birçoğu da bumaddelerin bağımlısı oldu.

 

*19

 

Doğudaesrar tarih öncesi dönemden beri kullanılmaktaydı. 13.yüzyılseyyahları tarafından Hindistan’da Hint fakirleri ve dervişlertarafından kullanıldığı yazılmıştır.

 

*20

 

12.yüzyıldaMısır’da fakir halk tarafından çok yaygın kullanıldığıyazılmıştır. Bu alışkanlık ağır cezalarla önlenmek istenmişancak başarılı olunamamıştır. Kullanımı giderek her kesimeyayılmıştır.

 

19.yüzyıldaMısır’a giden bir seyyah; akıl hastanelerine girenlerin yüzdeotuzunda esrar alışkanlığı olduğunu yazmıştır.1884’dekenevir ekimi yasaklanmış, ”Mahassa”denen esrar kahvehaneleri kapatılmıştır.

 

*21

 

Uygulamalarındaesrar ve madde kullanmaları nedeniyle Haşişin devletini anlatmakistiyorum.

 

Haşişindevleti 1091–1276 yılları arasında, İran’ın kuzeyindekidağlık kesimde, Alamut kalesi’nde egemenliğini sürdürmüştü.Devletin kurucusu Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Selçuklu veziriNizam-ül Mülk ile beraber okumuşlardı.

 

Budevlet düşmanlarına yaptığı suikastlarla tanınmış, “terördevleti” olarakanılmıştır. Suikastı gerçekleştirecek olan fedailer esrar vemaddelerle sarhoş edilir, vaat edilen cennetin bahçesine benzer birbahçeye götürülürdü. Orada güzel kızlar fedaiyi karşılar,işleyecekleri cinayet telkin edilirdi. Fedailer Selçuklu veziriNizam-ül Mülk’ü öldürdüler, Selahattin-i Eyyubi’ye iki keresuikast girişiminde bulundular.

 

 

HasanSabbah günümüzde anarşistler tarafından tanrı gibigörülmektedir.

 

 

Türklerdeesrar ve afyon kullanımı

 

Emevive Abbasi egemenlikleri sırasında Araplar “kath”kullanıyordu. Ancak afyonun kitleleri uyuşturucu etkisinikeşfetmişlerdi. Bu nedenle Türkler ve İranlıların afyon tarımıyapmasını ve kullanmasını teşvik etmişlerdi. Türkler tarihindesadece o dönemde yoğun olarak afyon kullanmışlardı.

 

Galen’denetkilenen İbni Sina tedavilerinde afyon ve esrarı kullanmıştı.Hatta şaraba afyon karıştırıp içtiği, bu tutku sonucu öldüğüsöylenmektedir. Sonrasında gelen Türk ve Müslüman hekimleresrarı tedavilerinde kullanmışlardır. Geleneksel tedavilerde debu maddeler kullanılmıştı. Hatta “mesirmacunu”nun içindeeskiden afyon olduğu bilinmektedir.

 

 

Osmanlıhükümdarlarıyla ilgili ilginç birkaç öykü:

YavuzSelim şarap ve afyon düşkünü babasını tahttan indirip yerinegeçti. Anadolu’daki Şii-Sünni çatışmalarını kızıştıranŞah İsmail’e bir mektup yazdı. Mektuba cevaben içi afyon dolubir kutu geldi. Şah İsmail padişahın afyonkeş olduğunu, mektubukale almadığını ima ediyordu. Bunun üzerine doğuya seferdüzenlendi.

 

Sadrazamınınafyon kullandığını duyan 2.Murat, sadrazamını çağırıp uzunsüre huzurunda bekletti. Yoksunluk belirtilerini göremeyincesadrazamına olan güvenini bildirmiştir. Olasılıkla padişah daafyon kullanmıştı ve yoksunluğunu biliyordu.

 

4.Murat,Yeniçeri isyanlarının afyon, şarap ve esrar kullanılan yerlerdençıktığını bildiğinden bu maddeler savaş açtı. PadişahBağdat seferine giderken hekimbaşı Emin Çelebi’nin afyonkullandığını işitti. Hemen huzura çağırdı. Oysa hekimbaşıafyon içip sızmıştı. Kuşağındaki afyonun hepsi yutturuldu vebirkaç saat içerisinde öldü.

 

 

EvliyaÇelebi 17.yüzyılda afyon ve esrar üreten dükkanları, satanesnafları, keşlerin görünümünü anlatmaktadır.

 

Osmanlıdöneminde esrar yaygın olarak kullanılmıştı. Yasaklandığıdönemlerde bile hiçbir zaman 4.Murat dönemindeki gibi ağırcezalar uygulanmadı. Divan edebiyatında şaraba olduğu kadaresrara da övgüler düzenlenmişti. Şarapçı ve esrarcılararasında atışmalar da görülmektedir.

 

İstanbul’daesrar “esrar tekkeleri”ndekullanılırdı. Tekkeler yasak olmasına rağmen oldukça yaygındı.“Kabak”denen, Hindistan cevizinden yapılan nargilelerde içilirdi. Kabak enaz üç kişi tarafından içilirdi. Ücretin fazlasını ödeyenenargile sahibi, diğerlerine ”aşereci”denirdi. İlk çekim şerefi nargile sahibinindi. Sonra aşereciler,daha sonra diğer ehli-keyf çekerdi. Bu tekkelerdeki kullanımbiçimi İskitlerin dinsel törenlerdeki kullanımınıandırmaktadır. Bazı Bektaşi ve Nakşibendi tekkelerinde de benzerbiçimde esrar kullanılmıştır.

 

1.Meşrutiyetinilanıyla cezalar arttırılmış, bazı esrarkeşler afyon yutmayabaşlamıştır. 2.Abdülhamit döneminde zindanlardaki suçlularınesrar kullanımına göz yumulduğu yazılmıştır. Hatta zindanlaraesrarın bilinçli sokulduğu, böylece suçluların uyuşturulduğubelirtilmiştir.

 

 

20.yüzyıl

 

 

 

Avrupa’dakigelişmeler Amerika’ya da yansımış, madde kullanımıyaygınlaşmıştı. Amerika uyuşturucu kullanımınınengellenmesine her zaman önderlik etmişti; çünkü her zamantüketici konumundaydı. 1902’de ABD de afyon araştırma Komisyonukuruldu.

 

1909’daABD’nin girişimiyle Şanghay’da ilk afyon konferansı toplandı.Alınan kararda afyon ticaretine ve tıp dışı kullanımınasınırlamalar getirildi.

 

1912’deLahey’de ikinci konferans toplandı. Eroin, morfin, kokain ve hintkeneviri uyuşturucu sınıfına alındı. Eroin ve morfin üretimindeilk sırayı alan Almanya, anlaşmayı büyük savaştan iki yılsonra onayladı.

 

1925’deCenevre konferansı toplandı ama hiçbir karar alınamadı.

 

1931’deTürkiye’nin de katıldığı 2.Cenevre konferansı toplandı. DSÖve BM bünyesinde denetim organları kuruldu. Bu kuruluşlarsayesinde yasal üretimin yasadışı satışı engellendi ve yeraltıkendi üretimini yapmaya başladı.

 

Emperyalizmekarşı savaşarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti afyon ve esrarkullanımını önemli oranda azaltmıştı. 1932’de MilletlerCemiyeti’ne girdi ve “uyuşturucumaddeler inhisarı”kuruldu. Afyon üretim ve satışı bu kuruluşun denetimine verildi.1938’de bir tekel olan TMO’na devredildi. Buna rağmen üretilenafyonun üçte biri kaçak yolardan gidiyordu. TCK’de yapılandeğişikliklerle kaçakçılığa verilen cezalar arttırıldı.

 

Cumhuriyetinilk yıllarında İstanbul’da yabancı sermayeli üç tane eroinfabrikası kurulmuştu. Tütüncü ve eczanelerde satışı başlamış,kullanımı hızla yayılmıştı. İlk bağımlılar ise ortamdakihavayı soluyan işçiler olmuştur. Zaralı etkilerininanlaşılmasıyla kısa sürede kapatıldılar. O dönemlerde morfinkullanımı, günümüzde olduğu gibi sadece sağlık çalışanlarıylasınırlı kalmıştır.

 

Esrarve daha aza olmak üzere afyon gizlice kullanılmaya devam etti.Ancak Osmanlı dönemindeki kadar yaygın değildi.

 

 

 

 

 

1960’lardaortaya çıkan gençlik akımları yeni uyuşturucu kültür vealtkültürleri oluşmasına neden oldu. Tüm dünyada maddekullanımı ve çeşitliliği arttı.

 

Türkiye’dekigençlik hareketi daha çok sol söylemleri kullandığından ve dışakapalı politika izlendiğinden dolayı madde kullanımı batıdakikadar artmadı. Uyuşturucu emekçi sınıfı köleleştirdiği içinyüzyılın başından beri sol söylemlerde lanetlenmişti.

 

Buyıllarda artan talep nedeniyle kaçakçılık da artmıştı.Türkiye’den giden ham afyon Marsilya’da işleniyordu. Amerika’dasatılan eroinin önemli bir kısmı bu yoldan geçiyordu. Bu nedenleekimin yasaklanması için baskılar artıyordu. Ekim alanlarıdaraltıldı. 1970 yılında sadece dört ilde yasal ekimyapılıyordu. Demirel’in “Bizdeüretilen afyon Amerikan gençliğine bir hafta yeter”sözü yeterli olmuyordu. Amerikan politika kulislerinde BatıAnadolulun bombalanması, hatta Afyonkarahisar’a atom bombasıatılması konuşuluyordu. 1971 Muhtırasından sonra afyon ekimiyasaklandı. Muhtıranın ABD isteğiyle ve afyon ekimininyasaklanması için yapıldığı iddia edilmektedir.

 

Üçyıl sonrasında yeni yöntemlerle afyon ekimi tarımı yenidenbaşladı. En önemlisi ham afyon sakızı üretimininyasaklanmasıydı. Afyon sakızı kolay taşınabildiğindenkaçakçılığa uygun bir maddedir. TMO’nun satın aldığıkapsüller sıkıştırılarak ihraç ediliyordu. 1980 yılındaBolvadin Alkoloid Fabrikası açıldı ve kapsülden alkoloidüretimine başlandı.

 

 

 

Günümüzdeillegal afyon üretiminin büyük bölümü güneydoğu asyadayapılmaktadır. Burma, Laos ve Tayland altın üçgen olarakbilinir. Üretim bu ülkelerin dağlık kesimlerinde, büyük kaçakçıörgütlerin desteğiyle yapılmaktadır. Burma’daki bir örgütünelindeki silah ve askerler hükümetinkine eşitti. Egemen olduğubölgede su, elektrik gibi altyapı hizmetlerini örgüt yürütüyordu.

 

 

Altınhilal diye bilinen ülkeler Afganistan, Pakistan ve İran’dır.İslam devrimi sonrasında uyguladığı cezalar ile İran afyonüretim ve kullanımını yok denecek kadar azaltmıştır.

 

 

İçsavaş nedeniyle otoritenin zayıflaması nedeniyle Afganistanbölgenin en çok afyon üreten bölgesidir. İç savaşın en önemlisermayesi afyon gelirleridir.

 

Dünyadayasa dışı uyuşturucu kaçakçılığı gelirlerinin yıllık 800milyar USD olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemiz de transit rotasıüzerindedir. PKK ve mafya nedeniyle 1980 sonrası rota iyiişlemiştir. Türk mafyasının yıllık gelirlerinin 40 milyar USDolduğu tahmin edilmektedir. Yöneticilerin kara paranın aklanmasıkonusunda neden yavaş davrandığını bu rakamlar iyiaçıklamaktadır.

 

 

 

GüneyAmerika’da uyuşturucu tarfiği görülüyor

 

 

 

 

 

Erointrafiği rotalarını görüyoruz.

 

 

 

 

Esrarılegalleştirme çabasında birçok topluluk mevcuttur. HalenHollanda’da legal olarak kullanılabilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynaklar:

 



Dumansız Hava Sahası

clock Ocak 27, 2010 15:24 by author Ahmet ÖZ

Temiz hava

 

Ülkemizde sigara kullanımı 1980li yıllardan sonra hızla artmıştır. bu artışta o zamanlar serbest olan ve sigara kullanımın özendiren reklamların katkısı olmuştur. önce sigara reklamları yasaklanmıştır. Ancak sigara  kullanımının yaygın oluşu nedeniyle bu önlem yeterli olmamıştır. kullanımın yaygınlığı bulaşıcılığını da arttırmıştır. Sigara kutularına uyarıcı yazıların yazılması da kullaanlar üzereinde etkili olmamıştır. sigara kullanılan alanların sıırlandırılması atılan adımlaran en akıllıca olanıdır.

 

Sigara kullanımı birçok kişde bağımlılık düzeyindedir. Ruhsal bozukluklar ile ilgili tanı sınıflandırmalarında "Nikotin bağımlılığı" olarak yerini almıştır. bağımlılık yapan maddeler ile kişilerin karşılaşması ne kadar kolay ise yaygınlığı da o kadar artmaktadır. kişi maddeyle karşılaştıktan sonra biy-psiko-sosyal yapısına göre bağımlı olması kolaylaşmaktadır. 

 

nikotin alındıktan sonra beyindeki etkileri bir saat sürmektedir. bir saat sonrasında tekrar nikotin alma ihtiyaco başlamaktadır. bu nedenle birçok kişi ortalama olarak 15-20 adet sigara    tüketmektedir. bu nedenle paktelerde 0 adet sigara bulunmaktadır. az miktarda sigar tüketenlerin çoğo sonrasında günlük bir paket tüketmeye başlamaktadır.

 

yeni uygulamada çalıştıkları işyerlerinde sigara kullanamayan kişilerde  1-2 saat sonra yoksunluk belirtileri başlar. kişinin bağımlılık şiddetine göre şiddeti değişmekle birlikte sıklıkla huzursuzluk, sinirlilik, baş ağrısı, dikkat bozulması gibi belirtiler başlamaktadır. Sigara kullanımının seyrelmesi kişideki fiziksel bağımlılığın şiddetini azaltmaktadır.

 

sigara kullanımı bir davranışlar bütünüdür. sigara içmek satın almakla başlar. sonrasında paket açılır. Kül tablası ve ateş temin edilir. sigara yakılır. tüketilip söndürülür. kül tablası yıkanır. özellikle çocuklarda bu davranışlara dahil olan (örneğn sigara satınaldırılan) kişilerin ileride sigara içmesine şaşmamak gerekir.

 

19 Mayıs gibi anlamlı bir günde başlamış olan tütün ve mamullerinin tüketilmesine getirilen sınırlamalar toplum sağğı açısından çok yararlıdır. sigara kullanan kişiler sigarayı günlük olağan aktivitelerinin dışında tüketmek zorunda bırakılacaktır. bağımlılık tedavisinde en çok zorlanılan mevcut durumun inkarıdır. inkar nedeniyle birçok kişi sigarayı günlük yaşantısına yapıştırmış durumdadır. sorunu sürekli inkar ederek yaşamaktadır. sınırlandırmayla birlikte günlük aktivitenin dışına atılacak, "sosyal kabuledilebilirliği" düşecektir. içenlere hoşgörülü bakılmayacaktır. bu da kişileri kullanımdan uzaklaşmaya itecektir.

 

 

 



Tam Gün Yasası

clock Ocak 17, 2010 01:56 by author Ahmet ÖZ

Tam Gün yasası mecliste kabul edilmeye başladı. Tam gün yasasını hükümet topluma yalan-yanlış anlatılıyor. Hekimlerin özlük hakları ve maaşlarına %80 zam yapmış, gelrlerini de %80 arttırmış, hekimlerin gelirlerini 8-12 bin TL yapmış ve hekimler bunu beğenmemiş gibi anlatıyor.

 İşin aslı şöyle: Hekimlere ek hiç para verilmiyor. Sadece şimdiki ödediği maaş ve döner sermaye ödemelerini düzenleyerek hekimlerin  8-12 bin TL kazanma ihtimalini getiriyor. hekimin bu ücreti kazanması için hastanenin gelrlerinin iyi, giderlerinin az olması ve hastanededeki diğer hekimlerin az çalışması, bu maaşı alan hekimin de çok çalışması gerekiyor. Yani hastanedeki hekimlerin çok azının bu parayı almaya çalışması gerekiyor. 

Toplumumuzun farkına varması gereken bir konu var. başarılı kişilerin Doktor olmasını engelleyecekler. Öğretmenlerin geçmişte düştüğü duruma düşürecekler. 1985-1986 yıllarında Antalya Aksu Öğretmen Lisesinde okudum. O yılarda lise son sınıfta Matematik ve Tabii bilimler bölümleri var idi. Okul idaresi Matematik bölümü açmamak için baheneler öne sürüyordu. Tıp ve Mühendislik gibi o yılların  gözde meslekleri için Kimya, Biyoloji, Fizik ve matematik sorularını yapmak gerekiyordu. Fizik Lise ikinci sınıfta öğretiliyordu. Biyoloji ve kimya öğrenilmesi daha kolaydı ve dersanede öğreniliyordu. Geriye Matematik kalıyordu. Matematik bölümü açılması için sürekli idare ile görüşüyorduk. Müdür yardımcısı öğretmenimiz "Lise3 matematik dersini size kim anlatacak" dedi. Söylediği doğruydu. Bir Lise3 matematiğini bilen bir öğretmenimiz var idi ve o da tayin olup gitmişti. Diğer öğretmenler lise3 mat. dersini bilimiyorlardı. Sonuçta biz Tabii bilimler bölümünde okuduk. Haftada 4 saat olan Lise 3 matematiğini bze anlatan öğretmenlerimizden daha iyi bilen arkadaşlarımız var idi ve sınıfta öğretmenin yanlışlarını gördükçe öğretmen ile alay ettiler ve öğretmenler birer dönem dayanabildi.

 Biz liseyi bitidikten sonra öğretmenlik mesleğinin onurunu arttırmak, başarılı-zeki öğrencilerin öğretmenliği tercih etmesi için tercihinde ilk sırakrda öğremenlik yazıp kazananlara burs verdiler. öğretmenlerin gelirlerini arttıdılar. Haftada 25-30 Saat derse giren öğretmenler haftada 45 saat çalışan pratisyen hekim kadar para kazandı. Sonuçta daha iyi öğretmeler yetişti ve çocuklarımızı onlar eğtğyorlar.

hekimlik mesleğinin aynı duruma düşmemesi, çalışkan, zeki, başarılı insanların çocuklarımızı tedavi etmesi için tam gün yasasının bu haline karşıyız ve 19 Ocak 2009 günü İş Bırakma eylemini destekliyoruz. İş bırakma eylemi sadece aciliyeti olmayan ayaktan hasta tedavileini kapsamaktadır.

Saygılar sunar, sağlıklı günler dilerim. 



Sokak ve Çocuk, (Sokak Çocukları)

clock Ocak 16, 2010 16:02 by author Ahmet ÖZ

 

DENİZLİHABER  /  16.01.2010 - 17:23

Sokaktayaşayan çocuk ve sokakta çalışan çocuğun ayrı kavramlarolduğunu söyleyen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Öz, şöylekonuştu: “Sokak çocukları, çoğunlukla sokakta çalışan ya dayaşayan çocuklar için kullanılan tanımlamadır. Sokakta yaşayançocuklar, günün çoğunu sokakta, bazı geceleri de ev dışındageçirir. Sokakta çalışan çocuk ise gündüzleri sokakta çalışan,geceyi evde geçiren çocuktur. Hemen hemen hepsinin ailesi vardır.Birçoğu okula gider. Bu çocuklar sanıldığı gibi evsiz,kimsesiz değildir. Ancak sokakta yaşamayı tercih ederler. Asıldüşünülmesi gereken nokta bu çocukların neden sokakta yaşamayıtercih ettiğidir. Çocuk için sokakta yaşamayı tercih etmesebeplerini şöyle sıralayabiliriz: Çocuğun davranışları çevretarafından denetlenir. Olumlu davranışları ödüllendirilir.Olumsuzlar için uyarı, bazen de ceza alır. Bunları bildiği içindavranışlarını sürekli kontrol eder. Aile içindeki ödül vecezalar bu gelişimi, yani kişinin kendi yaşantısınıdenetlemesini sağlamaz ise büyük sıkıntı oluşturur. Ayrıcaaile bireyleri arasındaki iletişim sorunları, maddi ve sosyalsorunlar bu sıkıntıyı arttırır. Bu durumda çocuk ailedenuzaklaşır. Denetimin ve dolaylı olarak da sıkıntının azaldığısokakta yaşamayı tercih eder. Çocukların sokakta çalışmasıise ailenin ve toplumun bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır.Genellikle çalışıp para kazandığı için desteklenmektedir.Ancak sokakta çalışmanın olumsuzlukları bilinmemekte ya da gözardı edilmektedir” diye konuştu.

Baskı,çocukları sokağa itiyor”

Sokaktayaşamayı tercih eden çocukların birçok olumsuz davranışlarıedinebileceğini belirten Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ahmet Öz, budurumun çocuğun gelişimini ve toplum sağlığını olumsuzetkilediğini ifade etti. Öz, “Sokakta çocuğun davranışlarınıdenetleyen, çocuktan sorumlu birileri genellikle yoktur. Bu yapıcıdenetim eksikliği nedeniyle çocuk zararlı davranış kalıpları,kötü alışkanlıklar kazanabilmektedir. Bir işyerinde çalışançocuk olumlu ve olumsuz davranışlarının denetlendiğinibildiğinden kendi davranışlarının kontrol eder. Bu da çocuğungelişimini, topluma uyumunu sağlar. Evimizin sokağı ile “sokak”arasındaki en önemli fark sokakta denetimin olmamasıdır. Evimizinbulunduğu sokakta evimizin olduğu sokakta çocuk tanıdıkkişilerin denetimi ve yardımına açıktır. Bu denetim evimizinsokağını çocuk gelişimine yararlı hale getirir” diye konuştu.

Sokaktakiçocuklara destek vermeyin”

Toplumunfarkında olmadan çocukların sokakta çalışma ve yaşamasınıteşvik edebildiğini vurgulayan Öz, “Sokakta bir şeyler satan yada ayakkabı boyayan çocuktan (biraz da yardım amacıyla) aldığımızmal ya da hizmet karşılığında ödediğimiz her kuruş çocuklarısokakta çalışmaya teşvik etmektedir. Ayrıca dilenen çocuklaraverdiğimiz her kuruş onları dilenmeye, yani onursuz kazanmayateşvik etmektedir. Öncelikle toplumun sorumlu bireyi olarak sokağıteşvik etmekten kaçınmalıyız.” diye konuştu.

Sokakyerine sosyal etkinliklere yönlendirin”

Çocuklarındenetim psikolojisini ve iletişim sorununu aşması için okulsonrasında başka etkinliklere yönlendirmek gerektiğini dilegetiren Öz, ekonomik açıdan yeterli olmayan ailelerin çocuklarınabazı kurumların destek verdiğini belirtti. Ruh Sağlığı Dr.Ahmet Öz, “Bu tür kurumlarda yardım pratik ama oldukça yararlı.Sembolik bir ücret karşılığında çocukların ilgi alanlarınagöre kurslar düzenleniyor. Ayrıca iletişim becerilerini artırmayayönelik oyunlaştırılmış kursların yapılıyor. Çocuklar bubirimde kalan zamanlarını değerlendirmekte, okulda öğretmenlerve aile içinde anne-baba ile kuramadığı yapıcı iletişimi bubirim ile kurabilmektedir. Buna benzer kuruluşların artması,desteklenmesi çocukları sokağın kötülüklerinden uzak tutacak,çocuk eğitiminde yapılan yanlışların telafisini sağlayacaktır.İnsanlarda başkasının çocuğuna neden yardım edeyim gibi birdüşünce oluşabilir. Ancak olaya insani boyutla bakmak yanındabiraz da gerçekçi, belki de bencil bakmak zorundayız. Sokakçocuklarında uyuşturucu kullanımı, şiddet, gasp ve hırsızlıkgibi birçok suçun fazlaca görüldüğünü bilmekteyiz. Bu yıkıcıdavranışlar toplumda ne kadar az görülürse bizim çocuklarımızdada o denli az görülür. Şimdi sokakta başkasına zarar vermedenuçucu madde koklayan çocuk, ileride uyuşturucu temini için bizeyönelik suç işleyebilir. Yani sadece kendimizi düşünen bir kişiolsak da sokak çocuklarına ve sokağın kötülüklerine açıkolan çocuklara yardım etmek zorundayız.



basın toplantısı sonrası ajanslardan haberler, CHA

clock Aralık 11, 2009 17:26 by author Ahmet ÖZ

Uzm. Dr. Öz: Aşırı doz ilaç verildiğini söyleyen hastanın vücudu alerjik reaksiyon göstermiş

Türkiye Psikiyatri Derneği Denizli Şubesi Genel Sekreteri Uzm. Dr. Ahmet Öz, aşırı dozda verilen ilaçlar sebebiyle derisinin dökülüp vücudunun şiştiği iddiasında bulunan Sultan Akman'ın, sözkonusu ilaçlara alerjisi olduğunu söyledi Uzm. Dr. Ahmet Öz, Denizli Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlediği basın toplantısında, meslektaşları uzman psikiyatrist Dr. C.B.'nin, yerel ve ulusal medyada herhangi bir soruşturma yapılmadan suçlandığını ileri sürdü. Akman, tedavi gördüğü Denizli Devlet Hastanesi'nde, Dr. C.B.'nin kendisine aşırı dozda ilaç vermesi sonucu ateşinin çıktığı, derisinin dökülüp, vücudunun şiştiği gerekçesiyle şikayette bulunmuş, olay basına, "Aşırı doz bu hale getirdi", "Yüksek doz ilaç öldürüyordu" gibi başlıklarla yansımıştı.

Uzm. Dr. Öz: Aşırı doz ilaç verildiğini söyleyen hastanın vücudu alerjik reaksiyon göstermiş
BursaBurada.com - CIHAN, DENİZLİ
Güncelleme: 16:10:10 TSİ - 2009-12-11
Türkiye Psikiyatri Derneği Denizli Şubesi Genel Sekreteri Uzm. Dr. Ahmet Öz, aşırı dozda verilen ilaçlar sebebiyle derisinin dökülüp vücudunun şiştiği iddiasında bulunan Sultan Akman'ın, sözkonusu ilaçlara alerjisi olduğunu söyledi Uzm. Dr. Ahmet Öz, Denizli Gazeteciler Cemiyeti'nde düzenlediği basın toplantısında, meslektaşları uzman psikiyatrist Dr. C.B.'nin, yerel ve ulusal medyada herhangi bir soruşturma yapılmadan suçlandığını ileri sürdü. Akman, tedavi gördüğü Denizli Devlet Hastanesi'nde, Dr. C.B.'nin kendisine aşırı dozda ilaç vermesi sonucu ateşinin çıktığı, derisinin dökülüp, vücudunun şiştiği gerekçesiyle şikayette bulunmuş, olay basına, "Aşırı doz bu hale getirdi", "Yüksek doz ilaç öldürüyordu" gibi başlıklarla yansımıştı.

Aşırı doz iddialarını cevaplayan Uzm. Dr. Öz, "Bu ilaçlar Lamotrijin ve Ketiyapin olup hasta sırasıyla günde 50 mg ve 300 mg dozlarında kullanmaktadır. Bir ilacın ruhsatlı dozunun 1/6'sı, diğerini 1/3'ü oranında almaktadır. Aşırı dozdan bahsetmek mümkün değildir." dedi. Adı geçen ilaçların kandaki seviyelerini tespite yönelik herhangi bir tahlilin Türkiye'de yapılmadığını vurgulayan Ahmet Öz, "Her iki ilaca yönelik uyumluluk testinin yapılması, dünyada ve ülkemizde rutin olarak önerilmemektedir. Türkiye'de binlerce hasta, bu ilaçları herhangi bir uyumluluk testi yapılmaksızın kullanmaktadır. Durum buyken meslektaşımıza yönelik iddialar, haksız yere suçlu gibi göstermektedir." şeklinde konuştu.

Mevcut bilimsel veriler, literatürler, uzun süreli ilaç kullanımı ve hasta verileri ışığında alerjik reaksiyonların normal olduğunu öne süren Uzm. Dr. Öz, "Alerjik ilaç reaksiyonları, tüm ilaç kullanımları sırasında ortaya çıkabilir. Hangi hastada, nasıl ve ne zaman olacağını bilmek mümkün değildir. Yine kişiden kişiye, risk ve alerjinin şiddeti farklılık göstermektedir." ifadelerini kullandı. Sultan Akman'ın ilaça gösterdiği alerjik reaksiyonun görülme oranının milyonda 0,6 olduğunu söyleyen Öz, "Biz de bu konuda idari soruşturma istedik. Doktorun hatası çıkarsa, gereğinin yapılmasını isteyeceğiz." dedi.



Türkiye Psikiyatri Derneği Denizli Şubesi Basın Açıklaması 11.12.2009

clock Aralık 10, 2009 19:12 by author Ahmet ÖZ

TÜRKİYEPSİKİYATRİ DERNEĞİ

DENİZLİŞUBESİ

BASINAÇIKLAMASI

11Aralık 2009

08.12.2009–09.12.2009tarihlerinde yerel ve ulusal medyada yer alan “Aşırı doz bu halegetirdi” , “Yüksek doz ilaç öldürüyordu” başlıklıhaberlere yönelik Kamuoyunu yanlış yönlendiren ve birmeslektaşımıza yönelik ağır suçlamalar ve yanlış haberleryapılması nedeniyle Türkiye Psikiyatri Derneği Denizli Şubesiolarak açıklamada bulunmak istiyoruz.

Öncelikleolayla herhangi bir soruşturma yapılmadan bir meslektaşımızınisminin de zikredilerek suçlanmasını doğru bulmadığımızıbelirtmek istiyoruz. Daha sonrasında ise özellikle olaydabelirtilen “aşırı dozda ilaç verildi” ve“Alınan kan örneklerinin incelenmesi sonucu yüksek dozda ilaçverildiğinin belirlendiği” iddialarına değinmek istiyoruz.Hastanın aşırı dozda kullandığı iddia edilen ilaçlarLamotrijin ve Ketiyapin olup hasta bu ilaçları sırasıyla 50mg/günve 300mg/gün dozlarında kullan maktadır. Bu dozların SağlıkBakanlığından ruhsatlı maksimumu dozları ise sırasıyla300mg/gün ve 900mg/gündür. Görüldüğü üzere hasta bir ilacıruhsatlı dozunun 1/6’sı oranında diğerini ise 1/3 oranındakullanmaktadır ve bir aşırı dozdan bahsetmek mümkün değildir.Ayrıca kolaylıkla yapılabilecek bir araştırma sonucunda adıgeçen ilaçların ilaç kan düzeylerini tespite yönelik herhangibir laboratuar analizinin yapılmadığı öğrenilebilir (Zaten builaçların kan seviyesinin tespiti ülkemizde yapılmamaktadır).Bir diğer iddia ise ilacın uyumluluk testi yapılmadanverildiğidir. Kullanılan her iki ilaca yönelik uyumluluk testininyapılması ne dünyada ne de ülkemizde rutin olarakönerilmemektedir ve ülkemizde binlerce hasta bu ilaçları herhangibir uyumluluk testi yapılmaksızın kullanmaktadır. Durum bu ikenmeslektaşımıza yönelik iddialar meslektaşımızı haksız yeresuçlu gibi göstermektedir.

Mevcut bilimsel veriler, literatürler, uzun süreli ilaç kullanımı ve hasta verileriışığında alerjik reaksiyonlar ya da diğer adı ile aşırıduyarlılık reaksiyonları arasında yer alan deri döküntüleri kibasit rash (deri de kızarıklık ) dan SJS(Stevens johnsson sendromu, hayati tehdit arz edebilecek ciltreaksiyonu)’a kadar geniş bir spektrumda görülebilen bu yan etkiAnti epileptik ilaçlar (AEİ) da dahil olmak üzere pek çok ilaçsınıfında görülebilir.

Döküntünün hangi hastada ortayaçıkabileceğini bilmek mümkün değildir. Olay alerjik birreaksiyon doğasındadır. Alerjik bu reaksiyonun ortaya çıkmaihtimalini artıran Genetik faktörler, yaş, tedaviye başlangıçve titrasyon hızı ile bazı hastalıkların bu alerjik reaksiyonunortaya çıkma ihtimalini arttırdığı bilinmektedir.

Allerjik ilaç reaksiyonlarıgörüldüğü üzere tüm ilaç kullanımları sırasında ortayaçıkabilir. Hangi hasta da nasıl ve ne zaman olacağını bilmekmümkün değildir ve yine kişiden kişiye risk ve alerjinin şiddetifarklılık göstermektedir.

Tedavi alan hastalarda herhangi birderi döküntüsü şikâyeti veya belirtisi ortaya çıktığındahastayı hızlıca değerlendirip, gereğinde hemen ilaç tedavisikesilmelidir. Basit döküntülerde ilaç tedavisinin hemen kesilmesiile bulgular sekelsiz geriler ve daha ciddi bir alerjik gelişimengellenmiş olur. Ciddi bir deri döküntüsü varlığında da yineilaç ivedilikle kesip hasta yatırılarak destekleyici tedavi iletakip edilmelidir.

Yerelve Ulusal basında habere konu olan vakada meslektaşımızhastaneden taburcusundan 4 gün sonra hekimine başvurmuş hafifdüzeyde yan etki geliştiğini belirtmiş ve hastaya ilacınıkesmesi gerektiği kendisine belirtilmiştir. Bu konuhaberleştirilirken konu hakkında bilgi ve deneyim sahibi insanlarıngörüşü alınmadan ve bilimsel dayanağı olmayan bilgiler veneredeyse iftiraya varan ithamlarla haberleştirilmiştir.

Bu haksızlığındüzeltilmesi için medyanın gerekli hassasiyeti göstermesini enazından medya etiği açısından talep ediyoruz. Olayla ilgilisoruşturmanın yapılarak durumun açıklığa kavuşmasını dayetkililerden bekliyoruz.

 

Uzm.Dr. Ahmet Öz

Türkiye Psikiyatri Derneği Denizli Şubesi

Genel Sekreteri 

TPD Denizli Şubesi Basın Açıklaması.pdf (70,60 kb)



Özel yedikule Psikiytri Kliniği

clock Aralık 10, 2009 19:05 by author Ahmet ÖZ
Ülkemizdeki az sayıda özel psikiyatri kliniğinden birisi, açıldı. Web sayfasını ziyaret edip incelemenizi önerririz. http://yedikulepsikiyatri.com/klinik.php 


ruh sağlığı ne durumda

clock Kasım 25, 2009 14:16 by author Ahmet ÖZ

Ruh Sağlığı hakkında güncel konuların konuşulduğu bir tv söyleşisi. Denizli DRT televizyonunda yayınlandı

 http://www.metacafe.com/f/channels/denizlipsikiyatri/private/ 



Denizli Psikiyatri Ruh Sağlığı Hizmetleri

Özel Denizli Psikiyatri Ruh Sağlığı Hizmetleri

Saltak Cad. No:21 Kat:3 Denizli 

Tel: 0258 242 7500 

Ahmet ÖZ, Psikiyatrist, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Naz Balkuvvar, Klinik Psikolog 

Calendar

<<  Eylül 2010  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910

View posts in large calendar

Sign in